Nestlé Türkiye, 120. Yılında Tarımda Dönüşümü Sahaya Taşıyor

Nestlé Türkiye, 120 yıllık yolculuğunu yalnızca bir kurumsal kilometre taşı olarak değil, aynı zamanda tarım ve gıda sistemlerinin geleceğine dair somut bir dönüşüm vizyonu olarak konumlandırıyor. Şirket, sürdürülebilir üretim anlayışını merkezine alan Onarıcı Tarım Projesi ile tarımsal değer zincirinde daha dayanıklı, kapsayıcı ve iklim dirençli bir yapı kurmayı hedefliyor. Bu yaklaşım, Bandırma’da düzenlenen “Onarıcı Tarım: Buğdayın İzinde” etkinliğinde sahadaki uygulamalarıyla birlikte paylaşıldı.

Nestlé Türkiye CEO’su Leszek Wacirz ile Nestlé Türkiye Pazarlama, İletişim ve Sürdürülebilirlik Direktörü Başak Ünal’ın ev sahipliğinde gerçekleşen etkinlik, markanın küresel sürdürülebilirlik hedeflerini Türkiye’de nasıl yerelleştirdiğini gösteren önemli bir buluşma niteliği taşıdı. Katılımcılar, buğday hasadı sürecini yerinde gözlemleme fırsatı bulurken; toprağın korunmasından su yönetimine, verimlilikten çiftçi dayanıklılığına kadar uzanan onarıcı tarım uygulamalarının sahadaki etkilerini yakından inceleme imkânı elde etti.

Nestlé’nin küresel ölçekte yürüttüğü dönüşümün merkezinde, tarımsal hammaddelerin daha büyük bölümünü onarıcı tarım uygulayan çiftliklerden tedarik etme hedefi bulunuyor. Şirket, bugün dünya genelinde temel hammaddelerinin yüzde 27,6’sını bu modelle üretim yapan çiftliklerden sağlarken, 2030 yılına kadar bu oranı yüzde 50’ye çıkarmayı amaçlıyor. Nestlé Türkiye ise bu küresel çerçeveyi yerel ihtiyaçlar ve üretim koşullarıyla buluşturarak tarımın geleceğine daha bütüncül bir perspektiften yaklaşıyor.

Türkiye’de yürütülen Onarıcı Tarım Projesi; toprağın korunması ve iyileştirilmesi, su kaynaklarının etkin yönetimi, karbon tutumunun desteklenmesi ve biyoçeşitliliğin güçlendirilmesi gibi temel başlıklar üzerine inşa ediliyor. Örtü bitkileri ekimi, azaltılmış toprak işleme ve entegre mera yönetimi gibi uygulamalarla yalnızca çevresel fayda yaratmak değil, aynı zamanda çiftçilerin değişen iklim koşullarına karşı dayanıklılığını artırmak ve tarımsal verimliliği güçlendirmek de hedefleniyor. İlk etapta buğday, mısır, şeker pancarı ve süt üretimi ekseninde şekillenen proje, 100’den fazla çiftçi ve yaklaşık 500 hektarlık bir alanda uygulanmaya başladı. 2030’a kadar bu yapının 400 çiftçiye ve 2.000 hektarlık bir alana ulaşması planlanıyor.

Projenin dikkat çeken yönlerinden biri, dönüşümü yalnızca üretim süreçleriyle sınırlamaması. Nestlé Türkiye, tarımın geleceğini şekillendirecek insan kaynağını güçlendirmeyi de stratejik öncelik olarak görüyor. Bu doğrultuda hayata geçirilen “Genç İşi Tarım” programı, gençleri girişimcilik, teknoloji ve onarıcı tarım ekseninde destekleyerek yeni nesil tarım modellerinin gelişmesine katkı sunmayı amaçlıyor. Impact Hub İstanbul iş birliğiyle yürütülen program kapsamında eğitimler, mentorluk süreçleri, saha buluşmaları ve dijital öğrenme içerikleriyle gençlere çok yönlü bir gelişim alanı açılırken, fikir maratonu ve kuluçka aşamasındaki projelere toplam 1,5 milyon TL hibe desteği sağlanıyor. Beş yıl içinde 20 binden fazla gence ulaşılması hedefleniyor.

Nestlé Türkiye CEO’su Leszek Wacirz, gıda üretiminin geleceğinin tarımsal değer zincirinin tamamında daha dayanıklı ve kapsayıcı bir yapı kurmaktan geçtiğini vurgularken, şirketin dönüşüm odağında toprağın, çiftçinin ve sürdürülebilir üretimin yer aldığını belirtiyor. Wacirz’e göre onarıcı tarım yaklaşımı, yalnızca bugünün üretim ihtiyaçlarına yanıt vermekle kalmıyor; aynı zamanda toprak sağlığını, su kaynaklarını, biyoçeşitliliği ve çiftçilerin iklim değişikliği karşısındaki direncini güçlendirerek uzun vadeli gıda güvenliğinin temelini oluşturuyor.

Başak Ünal ise Nestlé Türkiye’nin bu dönüşümü yalnızca verimlilik ekseninde değil, tarım ekosisteminin tamamına yayılan bütüncül bir sürdürülebilirlik modeli olarak ele aldığını ifade ediyor. Bu yaklaşım, markanın tarım alanındaki yatırımlarını çevresel etkiler kadar sosyal etki, genç istihdamı ve girişimcilik gibi başlıklarla da desteklediğini gösteriyor.

  1. yılında Nestlé Türkiye’nin ortaya koyduğu tablo, klasik bir sürdürülebilirlik anlatısının ötesine geçiyor. Şirket, onarıcı tarımı yalnızca bir çevre projesi olarak değil; üretim, tedarik zinciri, çiftçi refahı ve genç girişimciliği aynı potada buluşturan uzun vadeli bir dönüşüm alanı olarak konumluyor. Bandırma’da sahaya taşınan bu yaklaşım, tarımın geleceğine dair söylemlerin ötesine geçerek, somut uygulamalarla desteklenen yeni bir iş modeli önerisi sunuyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir