Dünya hızla değişiyor. Teknoloji ilerliyor, şehirler büyüyor, iletişim ağları genişliyor. Ancak tüm bu dönüşümlerin ortasında bazı sorular hâlâ aynı ağırlığını koruyor. Bunların başında ise kadınların kamusal alanda kendini ne kadar güvende hissettiği geliyor. BAREM’in global ortağı WIN Grubu tarafından 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında gerçekleştirilen kapsamlı araştırma, bu sorunun 2026 yılında bile küresel ölçekte güncelliğini koruduğunu ortaya koyuyor.
44 ülkede 44 bin kişinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırma, toplumsal cinsiyet eşitliği, güvenlik ve şiddet gibi başlıklarda kadınların deneyimlerini ve algılarını mercek altına alıyor. Ortaya çıkan tablo ise dikkat çekici: Gece saatlerinde yalnız yürümek, dünyanın birçok yerinde kadınlar için hâlâ ciddi bir endişe kaynağı.
Araştırmanın bulgularına göre dünya genelinde kadınların yüzde 45’i geceleri yaşadıkları mahallede tek başına yürürken kendini güvende hissetmediğini ifade ediyor. Bu oran yalnızca bireysel bir korkunun değil, kamusal alanın cinsiyetler arasında farklı deneyimlendiğinin de göstergesi olarak yorumlanıyor. Erkeklerde bu endişe daha düşük seviyelerde seyrederken, kadınlar için gece sokakları hâlâ temkinli olunması gereken bir alan olarak görülüyor.
Bölgesel veriler incelendiğinde güven algısındaki farklılıklar daha da belirginleşiyor. Amerika kıtasında kadınların yüzde 62’si geceleri yalnız yürürken kendini güvende hissetmediğini belirtirken Avrupa’da bu oran yüzde 42 seviyesinde ölçülüyor. Türkiye’de ise kadınların yüzde 53’ü gece saatlerinde mahallelerinde yalnız yürürken kendilerini güvende hissetmediklerini ifade ediyor. Bu veri, güvenlik algısının yalnızca fiziksel koşullarla değil, toplumsal deneyimlerle de şekillendiğini ortaya koyuyor.
Araştırma yalnızca güven algısını değil, kadınların doğrudan şiddet deneyimlerini de inceliyor. Dünya genelinde kadınlar arasında fiziksel veya psikolojik şiddete maruz kalma oranı 2025 yılında yüzde 14 seviyesindeyken, 2026 yılında bu oran yüzde 17’ye yükselmiş durumda. Bu artış, kadına yönelik şiddetin küresel ölçekte hâlâ önemli bir toplumsal sorun olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Bölgesel dağılımlar incelendiğinde ise bazı bölgelerde riskin daha yüksek olduğu görülüyor. Orta Doğu ve Kuzey Afrika’yı kapsayan MENA bölgesinde şiddete maruz kalma oranı 2025 yılında yüzde 24 iken 2026’da yüzde 30’a yükselmiş durumda. Amerika kıtasında oran yüzde 23’e ulaşırken, Asya-Pasifik bölgesinde yüzde 16’ya çıkıyor. Avrupa’da ise kadınların yüzde 14’ü fiziksel ya da psikolojik şiddete maruz kaldığını belirtiyor.
Türkiye verileri de küresel tabloyla benzer bir eğilim gösteriyor. Araştırmaya göre Türkiye’de kadınların yüzde 17’si hayatlarının bir döneminde fiziksel ya da psikolojik şiddete maruz kaldığını ifade ediyor. Erkeklerde bu oran yüzde 14 seviyesinde kalırken, özellikle genç kadınların daha yüksek risk altında olduğu görülüyor. 18–24 yaş aralığında şiddete maruz kalma oranı yüzde 24’e kadar çıkarken, 25–34 yaş grubunda yüzde 22 seviyesine geriliyor.
Şiddetin bir diğer boyutu olan cinsel taciz konusunda da benzer bir artış dikkat çekiyor. Dünya genelinde kadınlar arasında cinsel tacize maruz kalma oranı 2025 yılında yüzde 7 iken 2026 yılında yüzde 10’a yükselmiş durumda. Bölgesel olarak en yüksek oran yüzde 17 ile MENA bölgesinde görülürken, Amerika kıtasında bu oran yüzde 13 olarak ölçülüyor. Türkiye’de ise cinsel tacize maruz kaldığını belirten kadınların oranı yüzde 4 seviyesinde.
Uzmanlara göre bu veriler yalnızca bireysel deneyimleri değil, aynı zamanda toplumsal güven ortamını da yansıtıyor. Kadınların kamusal alandaki hareket özgürlüğü, güvenlik algısıyla doğrudan ilişkili. Eğer bir kişi yaşadığı mahallede gece yürürken kendini güvende hissetmiyorsa, bu durum şehir yaşamına katılımını da sınırlıyor.
Araştırmanın ortaya koyduğu tablo, kadınların güvenlik algısının yalnızca suç oranlarıyla değil; toplumsal normlar, kamusal alanın tasarımı ve kültürel yaklaşımlarla da şekillendiğini gösteriyor. Aydınlatma, ulaşım, kamusal güvenlik politikaları ve toplumsal farkındalık bu noktada belirleyici faktörler arasında yer alıyor.
2026 yılında teknoloji hayatın pek çok alanını dönüştürmüş olsa da kadınların güvenliğine dair tartışmalar hâlâ gündemin merkezinde yer alıyor. Şehirler büyüyor, dijital dünyalar genişliyor, ancak gecenin ilerleyen saatlerinde tek başına yürüyen bir kadının aklından geçen soru çoğu zaman aynı kalıyor: Gerçekten güvende miyim?
Toplumsal cinsiyet eşitliği tartışmaları tam da bu noktada anlam kazanıyor. Çünkü güvenlik yalnızca bireysel bir hak değil, aynı zamanda kamusal yaşamın temel koşullarından biri. Kadınların kendilerini özgürce ve güven içinde hissedebildiği bir şehir, aslında herkes için daha yaşanabilir bir şehir anlamına geliyor.
